neden bu kadar büyük hayal kırılığına sebep oldun?
bunu hayatınızın sonuna kadar öğrenemeyeceksiz. tıpkı bu çocuğa ölünce ne olacağı gibi.
evet, bu çocuk ölecek. onun adı adem. tanışsanız iyi edersiniz.
neden diye sormak istiyor kıza. tüm bu çaba, yalanlar, harcadığın zaman. neden bu kadar acıttın?
bu onun sormak istediği tek içten soru ve hiçbir zaman cevap alamayacak. çünkü o soruyu asla sormayacak, buna karar veriyor. adem için olay, işte tam olarak burada sona eriyor.
adem sakin, televizyonda hava durumunu izler gibi. bu odaya her gelişinde oturduğu koltukta oturuyor. kafasına dayalı hayali bir silah onu yerinde tutuyor. içindeki yarım kalmışlık hissi. o ani boşluk. kafasında akan bir vals ritmi. bir ki üç, bir ki üç...
adem afrikada albino olarak doğup hayatının her anı avlanmayı da bekleyebilirdi. belki de bunu yeğlerdi. acı hissi sahip olduklarının kefaretidir. acıyacak bir şeye sahip olup olmamak şu an meselemiz.
hoşlanmak iştah açıcıdır diyor kız karşısında, harika bir vücudu var. yüzü beyaz ve sade görünüyor fakat o saçlara biraz ıslaklık katarsanız görebileceğiniz en seksi bakışları yakalarsınız. kızın gölgesi sol tarafına düşmüş, gölgenin sol kolu diğer koluna oranla komik derecede uzun. dünya üzerindeki çirkin zıttını kendi yaratıyor bu saniyelerde, fakat her durum sadece tek bir an sürer. bir gün farklı bir açıda yarattığı mükemmel biçimdeki gölgesinin şekilsiz zıttı kendi olacak. ama diyor ademe, aşıksan tek lokma dahi yemek istemezsin.
bana şu an ne hissettiğini söylemeni istiyorum.
ona sadece şunu söylüyor adem: odanın içi çok sıcak. hissettiğim şey bu. taşaklarım sırılsıklam oldu.
karşısında oldukça eski görünen bir çini var. evdeki diğer çiniler gibi geometrik şekiller olması gereken yerde bir ejder süslemesi var üzerinde. arkasındaki garip şekil ellerini kaldırmış bir adama benziyor. hava kararmaya başlamış bile. bu odadaki çoğu şey eski. büyük eşyaların tümü sivri hatlara sahip. hep karanlık ve sertti burası. kasvetli. kızın ona uzun zaman önce söylediğine göre burası gotik sanatına göre dekore edilmiş.
garip şekilde hala sabah uyandığında diline dolanmış bulduğu şarkının sözlerini düşünüyor adem. sözler bir yere kadar akıyor ve sonra tekrar başa sarıyor. bir ki üç, bir ki üç... bir vals, bir çeşit paradoks. şarkının bir nakaratı var, kafasının içinde, fakat ulaşamıyor. hastalıklı his. o şarkıyı dinlemeden asla geçmez.
klimayı açtım diyor kız, sesi duru.
tanrım diyor adem, çok teşekkür ederim. bana böylesine yardımcı olduğun için.
kız hala sakin. kontrol onun ellerinde. karşısında adem bacak bacak üstüne atmış, öylece bakmak ve hiçbir şey olmamış gibi ukalalık yapmaktan başka bir şey yapmayacak. ama buna daha fazla devam edemez. bunu oradaki herkes biliyor. özellikle de adem. ve yakında ağlamaya başlayacak. işte bunu herkes bilmiyor. bunu yalnızca adem biliyor.
kızın sert adımıyla tahta zemin gıcırdıyor ve üzerine basılan tahta zeminin ters yönü yerden gözle görülür şekilde tümsek oluşturuyor. bir güve kelebeği yükseliyor havaya. kimse görmüyor onu.
çiniyi kaldırıp duvara fırlatıyor kız. ejdehanın kuyruğu ademin önüne düşüyor. yanında soyut desenler var. kızın ayağının dibinde çift başlı bir kartal var. ademin düşündüğü şey kafasında dönen şarkı. bağırıyor kız, neden gülümsüyorsun.
anlat diyor ademe.
seni nasıl acıttığımı anlat.
ağla.
mahvol.
vur kendini.
öldür.
kızın istediği bu. istediği o acıyı görmek, nelere malolabileceğini.
gülümsüyor adem çünkü nakaratı buldu. şarkının nakaratını.
gülümsüyor ama kalbi feci halde kırıldı, ve bunu oradaki kimse anlamadı.
karşısında kız çılgına dönüyor. gotik dolapları yumrukluyor. loş ışık veren masa lambasını paramparça edip büyük renkli camları yere indiriyor. odanın devasa ve sahiplenici, insanı içinde küçük kılan etkisi giderek yok oluyor. kız ademin hissettiklerini duymak istiyor. adem kızın ne istediğini biliyor. ve ona bunu asla vermeyecek.
dünya üzerinde birinin kalbini kırmış kimse yalnızca tek kişiyi kırmamıştır. kalbini kırdığı kişinin sonraki sevgilisini, daha sonraki sevgilisini, sonraki sevgilisini. ve karısını da o kırmıştır. bir döngüdür bu, böyle ilerler. her geçen dakika dünya daha da kirlenir ve mahvolur. tatmin edilen egoyken bir zaman daha geçer ve birkaç kişi daha gider elden.
işte tüm bu olanlar geriye hiç kalmamış masumiyet üzerine.
adem için tartışma, tam olarak çoktan sona erdi. bu an, başlangıç, en çok bir adamın daha kaybedişi üzerine.
ve o kızın adı havva.
şu an okuduğunuz, adem ve havvanın gerçek hikayesi.
kızın sert adımıyla tahta zemin gıcırdıyor ve üzerine basılan tahta zeminin ters yönü yerden gözle görülür şekilde tümsek oluşturuyor. bir güve kelebeği yükseliyor havaya. kimse görmüyor onu.
güve kelebeği dışarı çıkıyor ve duvarlara çarpa çarpa karanlık holde ilerliyor. ışığa doğru. bir odaya giriyor. adem sessiz, öylece boşluğa bakıyor. adem kaybetmiş, adem başaramamış. gözlerinden süzülen birkaç damla yaş. havvanın bağırışlarını, parçaladığı eşya seslerini dinliyor. tatmin edilen egoyken bir zaman daha geçiyor ve bir akıl daha gidiyor elden. çekmeceden bir silah çıkıyor ve duvarları ademin kanıyla boyuyor. dişleri ve yanaklarıyla. havvanın sesi aniden kesiliyor. ani bir soğukluk hissi ve ortalık gotik sanatın hiç başaramadığı kadar ağır artık. sessizlik. güve kelebeği bir parça beyinle birlikte duvara yapışıyor. iki hayat birden sona eriyor.
..
bundan yıllar önce havva güneşli bir güne uyanmıştı. içinde tatlı bir heyecan ve giyecekleri dün akşam boyu düşünüldükten sonra hazırlanmış. ayakkabıları ve parfümü, saçlarını nasıl yapacağı. gülümsedi ve odasının halısına vuran şekilsiz güneş demetine baktı. kendini sokakta buldu çok geçmeden. havva heyecanlı. temiz havayı içine çekti ve tekrar sırıttı bir surat boyu. mp3 çalarını takmadı kulağına. etrafını dinlemek istedi.
gittiği şey basit bir buluşma. onu önemli hale getiren, havvanın heyecanı. havvayı gülümseten, birisiyle daha önceden bu şekilde buluşmamış olması.
oyalanarak yürürken yolda bir adam saati sordu ona. o adam bir ayakkabı boyacısı. normalde havva asla cevap vermez. adam ise çok kibar şekilde soruyor ve asla tekrarlamıyor. havvaya dahi bakmıyor başını kaldırıp. havva aniden olduğu yerde durdu ve saatine baktı. on iki yirmi. bunu neden söylediği hakkında hiçbir fikri yok. adam gülümsedi ve teşekkür etti. havva gülümsedi. yürümeye başlayınca adam seslendi. 'ayakkabılarınız tozlanmış biraz, temizleyebilirim isterseniz.' dedi. 'benden olsun.'
reddedemedi ve bunun sebebini de hayatı boyunca anlayamadı havva, peki dedi öylece. o zamanlar belki nezaketin sahteliğine tavdı ve teslim oldu. ayakkabıları belki de gerçekten tozluydu ve evden çıkmadan böyle değildi. daha zamanı da vardı. ama asıl mesele gerçekte bunların hiçbiri değildi. mesele sadece iyi bir gün olması ve kimseyi reddetmek istememesiydi.
iyi niyet: sahip olmadığınız zamanlarda nasıl bir şey olduğunu asla anlayamazsınız. görmek gibi, duymak ya da.
boyama ama dedi havva, veya bir şey sürme. parlasın istemiyorum. adam tamam dedi. bir yandan havadan sudan konuşmaya başladı. temizledi bir süre. muhabbet etti. son tozlu kalan yerini de sildi ayakkabının. havva bittiğini sanarken adam çıkarıp parlak, yağlı vazelini sürdü spor ayakkabıların üzerine. tek bir an ve artık çok geç. havva öylece kaldı. adam ise temellerini çoktan attığı muhabbeti kanserli kız kardeşine getirdi.
her şey bir oyun ve biz ya kameralarız ya da oyuncular.
dediğine göre çok paraya ihtiyacı varmış, ve henüz hastahaneye kardeşini ziyarete gitmeye dahi parası yokmuş. bu arada havvanın güneşin altında birer sis lambası gibi parlayan ve bunun için para vermesi gereken bir çift ayakkabısı oldu. havva parasını verip kurtulmak istedi ve sonra gidip ayakkabılarını yıkamak. fakat adam daha fazla para istedi, çünkü artık kız kardeşi kanser.
cebindeki tüm bozuklukları adamın önüne boşalttı ve parlayan ayakkabbılarıyla uzaklaştı oradan. bildiği ilk çeşmeye doğru. biraz yürüyüp mezarlığa girdi çeşme için. saati çoktan geçmiş. ayakkabılarını yıkadı, geçmedi, ovaladı, boşuna. eskisi kadar parlak. böyle gitmekten başka çaresi yok. gitti havva, dakikalar sonra çocuğu gördü. çocuk gerçekten tatlı çocuk. o da havvayı gördü.
havva çok güzel değil, havva çok zeki değil, havvayı popüler kılan bir yönü de yok. tüm mesele şu: havvayı seviyorsunuzdur ya da sevmiyorsunuzdur. gerisi teferruat. hep böyle değil midir zaten.
havva çocuğa baktı ve çocuk havvayı baştan aşağı süzdü. havva gülümsedi ve çocuk diğer tarafına baktı. havvanın kalbi attı aniden, uzaktan konuşmaya başlıyacak oldu, tanımadı zannetti. çocuk arkasını döndü. havvadan daha hızlı adımlarla en yakın köşeden döndü.
gitti.
havvanın kalbi feci halde kırıldı, ve bunu oradaki kimse anlamadı.
mesele ayakkabıları mıydı yoksa çocuk havva için baştan sona fazla mıydı.
bu onun sormak istediği tek içten soru ve hiçbir zaman cevap alamadı. havva için her şey, işte tam olarak burada sona erdi. tüm mesele aslında parlak iki ayakkabı ve aptal iki ergenle ilgili gerçekte.
dönüşte havvaya bir adam seslendi ve saati sordu. adam ayakkabıcıydı. havva öylece baktı. adam tanımadı. havva sustu, konuşamadı. gözlerinden süzülen birkaç damla yaşken bir zaman daha geçti ve bir akıl daha gitti elden.
..
havva herhangi bir güne daha uyanmıştı ve yanında kocası yoktu. kendine soğuk süt döktü. ısınırken öylece bekledi.
tüm bunlar yıllar sonra oldu. tüm bu kargaşanın ardından.
eğer telefon kulübelerine, elektirik direklerine ya da duvarlara biraz dikkatli bakarsanız ademin kayıp ilanlarını hala görebilirsiniz. yıllar öncesinden kalmış bir resim ve yanında küçük bir ümit. altında bir telefon numarası.
ve havvanın çocukları var. o çocukların isimlerini biliyorsunuz. ilk iki erkek çocuk. ve biri diğerini öldürmeyecek. ona yapacağı kötülük izlediği pornoları havvaya yakalatmak olacak. ya da sevgilisini elinden almak. ya da pornolarını sevgilisine yakalatarak sevgilisini elinden almak.
yeni öldürmek, rezil etmek, karizmasını çizmek.
ve artık cennet, psikopat bir fahişenin ayakları altında. o fahişenin adı havva.
ve bizler, havvayla bu zengin domuzcuğun evlatlarıyız. havva ve ademin gerçek hikayesini anlatıyorum size.
işte bunlar, bütün bir insan neslinin hikayesi.
22 Şubat 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder